İstiklal Caddesi’nin uğultulu kalabalığından, nostaljik tramvayın çan seslerinden ve kafelerin gürültüsünden sıyrılıp Galatasaray Lisesi’nin devasa döküm demir kapısından içeri adım attığınızda, zamanın akışı aniden kırılır. Ayaklarınız asırlık “Grand Cour”un (Büyük Avlu) çınar gölgeleri altındaki aşınmış taşlarına bastığında, dikkatli bir kulak zemin altında hafif, boğuk bir yankı duyar.
Bu yankı, Mekteb-i Sultani’nin yüz elli yılı aşan yatılı hafızasında kuşaktan kuşağa fısıldanan, Beyoğlu’nun en gizemli şehir efsanesinin kalbidir: Galatasaray’ın Yeraltı Tünelleri.
Kimilerine göre bu dehlizler, Fatih Sultan Mehmed’in fethinden sonra Galata surları boyunca uzanan Ceneviz su kanallarıdır; kimilerine göre Sultan II. Bayezid devrindeki saray muhafızlarının Tophane rıhtımına inen gizli tahliye hattıdır; eski yatılı talebelere göre ise gece etüdünden sonra nöbetçi hocaları atlatıp Beyoğlu barlarına veya Boğaz kıyısına kaçmak için kullanılan kutsal bir “Kedi Yolu”dur.
Peki bu efsanenin ne kadarı hakikat, ne kadarı mektep mitolojisidir? Arşiv belgeleri, mezun hatıratları ve restorasyon sondajları ışığında Galatasaray’ın zemin altı tarihini katman katman açıyoruz.
I. Birinci Katman: Gül Baba ve Enderun’un Hazine Dehlizleri (1481)
Mektebin altındaki yeraltı boşluklarının ilk tarihi kökeni, lisenin manevi kurucusu sayılan Gül Baba rivayetine ve 1481 yılına kadar uzanır.
Tarihçi Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesinde ve saray vakanüvislerinin kayıtlarında aktarıldığı üzere; Sultan II. Bayezid, Galata sırtlarında avlandığı sisli bir kış günü fırtınaya yakalanır. Padişah, sararmış fundalıklar arasında yalnız yaşayan meczup bir dervişin, Gül Baba’nın kulübesine sığınır. Dervişin sarı ve kırmızı güllerle donattığı kış bahçesinden ve gösterdiği derin irfandan büyülenen Sultan, “Dile benden ne dilersen dervişim” der. Gül Baba’nın cevabı mektebin kaderini mühürler:
“Sultanım, bu tepeye öyle bir ilim yuvası kurdurunuz ki, kıyamete dek devlet-i âliyyeye sadık aydınlar, vezirler ve hekimler yetiştirsin…”
İşte bu vasiyet üzerine 1481 yılında temeli atılan Galata Sarayı Ocağı, sıradan bir bina topluluğu değildi. Osmanlı Enderun Mektebi’ne hazırlık yapan bu devasa askeri-pedagojik külliye; hamamları, sarnıçları, ekmek fırınları, silah depoları ve hepsinden önemlisi Enderun Hazinesi’ne bağlı kilitli odalarıyla inşa edilmişti.
Dönemin inşaat teknikleri gereği, su ihtiyacını karşılamak ve olası bir yeniçeri isyanında veya kuşatmada saray bürokrasisini korumak amacıyla yer altına tonozlu su yolları ve derin kiler mahzenleri kazılmıştı. 17. yüzyıl kayıtlarında Galata Sarayı Ocağı’nın alt katlarında “Karanlık Zindan” ve “Kuşluk Dehlizleri” olarak adlandırılan, nemsiz ve kireç sıvalı odalar bulunduğu belgelenmiştir. Bu odalar, yüzyıllar sonra yatılı talebelerin fener ışığında keşfe çıkacağı rotaların ilk iskeletini oluşturacaktı.
II. İkinci Katman: Büyük Pera Yangını ve Tıbbiye Morgu (1838 - 1870)
Galatasaray binaları tarih boyunca sayısız felaket atlattı; ancak hiçbiri 1870 Büyük Pera Yangını kadar mektebin fiziksel topografyasını dönüştürmedi.
1838 yılında Sultan II. Mahmud, Galata Sarayı’nı Türkiye’nin ilk modern tıp fakültesi olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahaneye dönüştürdü. Avusturyalı Dr. Bernard idaresindeki bu okulda, Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk kez insan kadavraları üzerinde diseksiyon (anatomi teşrihi) yapılmaya başlandı. Ancak ulemanın ve muhafazakar çevrelerin tepkisini çekmemek adına, Avrupa’dan ve donanma hastanelerinden getirilen kadavralar, okulun Tophane vadisine bakan arka yamaçlarındaki derin yeraltı sarnıçlarında ve soğuk kireç kuyularında saklanıyordu.
5 Haziran 1870 günü Beyoğlu’nu küle çeviren büyük yangında okul binası tamamen yandığında, sadece yeraltındaki tonozlu taş kemerler, sarnıçlar ve bu anatomi mahzenleri sağlam kaldı.
Sultan Abdülaziz ve dönemin Paris Sefiri Cemil Paşa’nın çabalarıyla mektep Fransız eğitim modeliyle Mekteb-i Sultani olarak küllerinden yeniden doğarken, mimarlar mevcut yangın enkazının tonozlu temelleri üzerine bugünkü görkemli neoklasik ana binayı oturttular. Yani bugünkü Galatasaray Lisesi talebelerinin üzerinde yürüdüğü zemin, aslında 19. yüzyıl hekimlerinin kadavra mahzenleri ve yangın tahliye menfezlerinin tavanıdır.
III. Tevfik Fikret Devri ve Boykot Matbaası (1908 - 1910)
Galatasaray Lisesi’nin 1888 birincisi ve 1908-1910 yılları arasındaki efsanevi müdürü şair Tevfik Fikret, mektebi sadece fikri olarak değil, mimari olarak da baştan aşağı yeniledi. 1907 yılındaki yangının ardından okulun yeniden inşasını bizzat çizen ve yöneten Fikret; fizik amfisini, konferans salonunu ve kimya laboratuvarlarını kurarken binanın bodrum katlarını havalandırma ve tesisat bacalarıyla birbirine bağladı.
İşte bu dönemde, yeraltı mekanları siyasi bir boyut kazandı. 1910 yılında Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin mektebin özerk yapısına müdahale etmesi üzerine Tevfik Fikret müdürlükten istifa ettiğinde, Galatasaray öğrencileri Türk eğitim tarihinin ilk büyük talebe boykotunu başlattılar.
Dönemin mezunlarının günlüklerine göre; idarenin okul bahçesinde bildiri dağıtılmasını yasaklaması üzerine son sınıf talebeleri, kütüphanenin altındaki havalandırma tünellerinden geçerek eski bir kömür deposunda gizli bir teksir makinesi kurmuşlardı. Fikret’e destek bildirileri ve İttihat ve Terakki aleyhtarı broşürler, geceleri bu dehlizlerde basılıp sabah erkenden Grand Cour’daki sıraların üzerine bırakılıyordu.
IV. Yatılı Talebenin Kutsal Rotası: ‘Kedi Yolu’ ve Gece Kaçışları
1930’lardan 1980’lere kadar Galatasaray’da yatılı okumuş olan edebiyat ve siyaset figürlerinin hatıralarında, okulun yeraltı dehlizleri tamamen farklı bir işlevle sahneye çıkar: Piyondan Kaçış.
Galatasaray yatılı argosunda nöbetçi öğretmen ve gözetmenlere “Pion” (Fransızca pion - piyon/gözetmen) denirdi. Akşam saat 21.30 etüdünden sonra yatakhanelerin kapıları kilitlenir, demir kepenkler inerdi. Ancak kanı kaynayan delikanlılar için Beyoğlu gecesi hemen caddenin öte yakasında akıp gidiyordu.
Türk edebiyatının usta kalemi Refik Halid Karay, mektepteki yatılılık günlerini anlatırken, gece kaçışlarının nasıl bir mühendislik dehasına dönüştüğünü şu sözlerle nakleder:
“Yatakhane nöbetçisi terliklerini sürüyerek koridordan uzaklaştığı an, karyola demirlerinden birini gevşetip bodrum inişindeki havalandırma mazgalına süzülürdük. Orası öyle bir zifiri karanlıktı ki, cebimizdeki tek kibritle yolumuzu bulamazsak, sabaha kadar Fransızca gramer kitaplarının istiflendiği rutubetli kilerlerde farelerle nöbet tutmak işten bile değildi.”
Benzer şekilde usta gazeteci ve yazar Çetin Altan, sınıf arkadaşları dünyaca ünlü sosyolog Şerif Mardin ve tiyatro kuramcısı Metin And ile geçirdiği lise yıllarını andığı Kavak Yelleri ve Kasırgalar hatıratında, yatakhane efsanelerinin başında hep o gizemli yeraltı kapısının geldiğini yazar:
“Galatasaray’da çömezlerin kulağına ilk fısıldanan sır ders programı değil, kütüphane altındaki demir kapının anahtarının hangi hademede olduğuydu. Rivayet olunurdu ki o kapıdan içeri giren ve eğilerek yürüyen bir talebe, Tophane sırtlarındaki İtalyan Hastanesi’nin bahçesine veya Fransız Sarayı’nın mahzenine kadar gün ışığı görmeden çıkabilirdi.”
Öğrenciler arasında “Kedi Yolu” olarak adlandırılan bu güzergah; kazan dairesinin arkasındaki sıcak buhar borularını takip ederek okulun kuzey kanadındaki kömürlük mazgalına bağlanır, oradan da Yeniçarşı Caddesi’ne bakan küçük bir servis kapısının eşiğine çıkardı. Nöbetçi hocayı atlatan firariler, gece yarısı Çiçek Pasajı’nda birer çorba içtikten veya sinemadan döndükten sonra aynı dehlizden sürünerek sabaha karşı 05.00’te yataklarına girerlerdi.
V. Arkeolojik Gerçeklik: 2000’li Yılların Sondaj Raporları
Peki işin arkeolojik ve yapısal gerçeği nedir? Galatasaray Lisesi’nin altında gerçekten Tophane’ye veya Fransız Konsolosluğu’na kadar uzanan kesintisiz bir tünel var mıdır?
2000’li yılların başında okulun ısıtma tesisatı, doğalgaz dönüşümü ve tarihi binaların deprem güçlendirmesi çalışmaları sırasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri denetiminde yapılan zemin etütleri ve temel sondajları, efsanenin üzerindeki perdeyi kısmen araladı:
- Tonozlu Osmanlı Su Galerileri: Ana binanın ve tarihi Tevfik Fikret Salonu’nun yaklaşık 3.5 metre altında, 18. yüzyıldan kalma tuğla örgü kemerlerle inşa edilmiş tonozlu su galerileri ve havalandırma kanalları tespit edildi. Bu kanallar, bir insanın hafifçe eğilerek ilerleyebileceği yaklaşık 1.40 metre yüksekliktedir.
- Sarnıç Ağları: Okulun spor salonunun ve avlusunun altında, Bizans döneminin sonlarına ve erken Osmanlı dönemine tarihlenen üç adet sarnıç hücresi bulundu. Bu sarnıçların bir kısmının İstiklal Caddesi yönüne doğru tonozlu koridorlarla devam ettiği, ancak 19. yüzyıl sonundaki bina inşaatları ve temel dolguları sırasında çökmeler nedeniyle kapandığı raporlandı.
- Fransız Sarayı Hattı: En popüler rivayet olan “Fransız Konsolosluğu/Sarayı’na çıkan diplomatik kaçış tüneli” iddiasına gelince; uzmanlar, Beyoğlu’ndaki yabancı elçilik binalarının birçoğunun altında yangın tahliye dehlizleri olduğunu doğrulamakla birlikte, Galatasaray Lisesi ile Fransız Sarayı arasındaki doğrudan fiziki bağlantının 1870 yangını sonrasındaki şehir imar planlarında kesildiğini veya kasten örüldüğünü belirtmektedir.
Restorasyon sırasında okul idaresi, güvenlik ve yapı güvenliği gerekçesiyle kazan dairesi arkasındaki tünel ağızlarını kalın demir kapılarla kilit altına aldı ve girişleri mühürledi. Böylece tüneller, somut bir mimari kalıntıdan yeniden yaşayan bir mektep mitolojisine dönüştürüldü.
VI. Neden Her Köklü Mektebin Bir Yeraltı Dünyası Vardır?
Galatasaray Lisesi’nin yeraltı tünelleri efsanesi, sadece taş, tuğla ve harçtan ibaret bir mimari merak değildir. Bu efsane, yatılı okul sosyolojisinin en çarpıcı psikolojik dışavurumudur.
Dış dünyadan 4 metre yüksekliğindeki duvarlarla, demir parmaklıklarla ve katı bir Fransız disipliniyle yalıtılmış ergen zihinler için; okulun altında keşfedilmeyi bekleyen gizli bir dünyanın varlığı, özgürlüğün ve özerkliğin sembolüdür. Zemin üstünde katı disiplin kuralları, etüt zilleri ve sınavlar hüküm sürerken; zemin altında otoritenin gözünden kaçabilen, kuralların işlemediği, geçmişin hayaletleriyle bugünün talebelerinin buluştuğu zamansız bir krallık vardır.
Grand Cour’da bugün de top koşturan genç Galatasaraylılar, top kütüphanenin alt bodrum mazgalına kaçtığında içeriye biraz çekinerek, biraz da merakla bakarlar. Çünkü bilirler ki, İstiklal Caddesi’nin telaşlı ayak seslerinin altında, Mekteb-i Sultani’nin 150 yıllık sırları hala o karanlık taş kemerlerin arasında nefes alıp vermektedir.


